Büyükanıt'ın hayata gözlerini yumması, sadece askeri bir kayıp değil, yakın siyasi tarihimizin en kilit kapılarından birinin de sonsuza dek kilitlenmesi anlamına geliyor. Hatırlayın; 2007 yılının o gergin bahar aylarını... Cumhurbaşkanlığı seçimleri kilitlenmiş, başkentte tansiyon zirve yapmıştı. Ve 27 Nisan gecesi Genelkurmay Başkanlığı'nın resmi internet sitesine aniden düşen o gece yarısı bildirisi. Ordunun laiklik vurgusu yaptığı, sivil siyasetin kalbinde tam anlamıyla bomba etkisi yaratan o satırlar. Yaşar Büyükanıt'ın daha sonra "muhtıra değil, sadece bilgilendirme" diyerek savunduğu o sarsıcı metin, Türkiye'deki sivil-asker ilişkilerinde geri dönülmez, devasa bir kırılma yaratmıştı.
O zirvenin hemen ardından hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Türkiye'nin siyasi fay hatları kelimenin tam anlamıyla yeniden çizildi. Ergenekon operasyonlarının düğmesine basıldı, dalga dalga gelen devasa gözaltılar ülkeyi bambaşka bir iklime taşıdı. Tıkanan cumhurbaşkanlığı düğümü bir anda çözülüverdi ve 28 Ağustos 2007'de Abdullah Gül Çankaya Köşkü'ne çıktı. 2007 yılını Türk siyasetinde bir dönüm noktası haline getiren tüm bu devasa olayların fitilini ateşleyen o Dolmabahçe zirvesinin kodları ise hep eksik, hep muamma kaldı.
E-muhtıranın yarattığı o büyük siyasi depremin artçıları tüm şiddetiyle sürerken, takvim yaprakları 4 Mayıs 2007'yi gösterdiğinde nefesler tutuldu. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Büyükanıt, Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisi'nde baş başa, gözlerden tamamen uzak bir araya geldi.
Tam iki saati aşkın sürdü o görüşme. İçeride kimse yoktu. Ne konuşuldu? Hangi pazarlıklar yapıldı veya devletin hangi kırmızı çizgileri yeniden çekildi? Kamuoyu bunu hiçbir zaman öğrenemedi. Erdoğan, üzerinden yıllar geçtikten sonra o gün için sadece "Bu görüşme benimle mezara gider" diyecekti. Büyükanıt da bu derin ve ketum sessizliğe son nefesine kadar sadık kaldı. O ahşap kapının ardında yaşananlar, devletin dehlizlerinde sır oldu.Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 25. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın vefatı, Türkiye siyasi tarihinin en kritik dönemeçlerinden biri olan 27 Nisan e-muhtırası ve sonrasında yaşanan gelişmeleri yeniden gündeme taşıdı. 27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı internet sitesinden yayımlanan ve “laikliğe yönelik tehditlere karşı ordunun taraf olduğu” mesajını içeren açıklama, siyaset tarihinde derin bir krize yol açmıştı. Sivil–asker ilişkilerinde önemli bir kırılma yaratan bu metin kamuoyunda “e-muhtıra” olarak adlandırılırken, dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt açıklamanın bir “muhtıra değil, bilgilendirme” olduğunu savunmuştu. E-muhtıradan kısa bir süre sonra, 4 Mayıs 2007’de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’de kritik bir görüşme gerçekleştirdi. Ancak bu görüşmenin içeriği bugüne kadar hiçbir zaman kamuoyuyla paylaşılmadı. Erdoğan, yıllar sonra yaptığı bir açıklamada, “Bu görüşme benimle mezara gider” ifadelerini kullanmış, Büyükanıt da bu tutumu desteklemişti. Dolmabahçe görüşmesinin ardından Türkiye’de siyasi dengeler hızla değişti. Ergenekon operasyonları başlatıldı, 28 Ağustos 2007’de Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildi.
Bu gelişmeler, 2007 yılını Türkiye siyasetinde bir dönüm noktası haline getirdi. Ancak bu sürecin merkezindeki Dolmabahçe görüşmesinde nelerin konuşulduğu hâlâ sır olarak kaldı. Sağlık sorunları nedeniyle uzun süredir kamuoyundan uzak bir yaşam süren Yaşar Büyükanıt, hayatı boyunca Dolmabahçe görüşmesine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Böylece Türkiye’nin yakın tarihindeki en gizemli buluşmalardan biri, Büyükanıt’ın vefatıyla birlikte sır perdesi arkasında kaldı.
Sağlık sorunlarıyla boğuştuğu son yıllarını büyük bir sessizlik içinde, kameralardan ve gözlerden uzak geçiren Büyükanıt, o sırlara sadık kalarak veda etti. Şüphesiz siyaset bilimciler ve tarihçiler o karanlık noktayı aydınlatmak için yıllarca uğraşmaya devam edecek.