..




 

İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid Nihâyetü’l-Muktesıd isimli eserinde “cünüplük ve hayız halinin hükümleri” başlığı altında “mescide girme, Kur’ân’a dokunma ve onu okuma” konularını ele alıyor ve özetle şunlar kaydediyor: Fıkıh âlimlerinin, cünüp ve hayızlı olanların mescide girmelerinin cevazı konusunda üç farklı ictihadları vardır: 1. Malik (Hanefîler de bu görüştedirler) girmeleri caiz değildir diyor. 2. Şâfi’î “orada oturmak üzere giremezler ama mescide bir kapısından girip diğerinden çıkarak yollarına devam edebilirler” diyor. 3. Dâvûd Zâhirî ve onun yolundan gidenler ise “cünüp ve hayızlının mescide girmeleri, orada oturmalar caizdir” diyorlar. Bu konuda farklı yorum ve ictihadların bulunmasının sebebi, ilgili âyetin farklı anlaşılması, hadisin de sahih olup olmadığı konusundaki farklı değerlendirmedir… Zâhiriyye mezhebinin güçlü âlimi İbn Hazm de el-Muhallâ isimli fıkıh kitabında, “cünüp ve hayızlı olanların mescide giremeyeceklerini” savunan âlimleri tenkit ediyor ve özetle şu delillere dayanıyor: İleri sürdükleri âyeti “mescide yaklaşmayın” şeklinde anlamak doğru değildir. Hadis de sahih değildir. Hz. Peygamber zamanında Suffe ashâbı mescidde kalırlardı ve elbette ihtilâm olurlardı. Azat edilen bir siyah cariyeyi Peygamberimiz uzun zaman mescidde oturttu; bu esnada onun da âdet görmüş olması tabiidir... (İbn Hazm, el-Muhallâ, II, 77, , 184; İbn Rüşd, Bidayetü’l-Müctehid, Beyrut, 1987, 29 vd.) (Görüldüğü üzere âdet gören kadının mescide girmesi konusu eskiden de tartışılmış, farklı görüşler ortaya çıkmış, “giremez” diye bir icmâ oluşmamıştır. İbn Rüşd Mushaf’a dokunma konusunda özetle şunları söylemiştir: Cünüp olanın Mushaf’a dokunmasını bazı fıkıhçılar caiz görmüş, çoğunluk ise menetmişler; yani caiz olmadığı hükmüne varmışlardır. Bunlar abdesti olmayan kimselerin de Mushaf’a dokunmalarının caiz olmadığını söyleyenlerdir. Bu ihtilâfın (farklı ictihadın) sebebi, “Ona tertemiz olanlardan başkası dokunamaz” (Vâkıa: 56/79) meâlindeki âyettir. Abdest bahsinde bu âyetle ilgili farklı anlayışlardan söz ettik. (İbn Rüşd orada özetle şöyle diyor: “Tertemiz olanlar” melekler mi, insanlar mı. Bu ifade haber verme mi, yasaklama mı? İşte bu sorulara farklı cevap vermeleri dokunmada abdest konusunda da farklı ictihadlarına sebep olmuştur) Hayızlı kadınların Mushaf’a dokunmasını caiz görmeyenler de yine aynı delile dayanmaktadırlar. İbn Hazm de Mushaf’a abdestsiz veya cünüp ve hayızlı olanın dokunmalarının caiz olduğunu savunurken Hz. Peygamber’in (s.a.) Herakliyüs’e gönderdiği mektupta âyetin de bulunduğu, mektubun bir gayr-i Müslime verildiği ve onun âyete dokunmasında sakınca görülmediği vâkasına dayanmaktadır. Çoğunluğun dayandığı “Mushaf’a abdestsiz ve cünüp olanların dokunamayacağını ifade eden” rivâyetin ise sahih olmadığını, sahih olanın ise mürsel olduğunu (Hz. Peygamber’e kadar raviler zincirinin kesintisiz olmadığını) ileri sürmektedir. Yukarıda meâli geçen âyete gelince İbn Hazm’ın onunla ilgili yorumu şöyledir: Allah Teâlâ “...dokunmasınlar” demiyor, “...dokunmazlar” diyor. Biz vâkıa olarak Kur’ân’a herkesin (temiz, pis, Müslüman, kâfir...) dokunduklarını görüyoruz; şu halde bu âyette geçen kitaptan maksat Mushaf değil, 78. âyette açıklanan “meknûn; yani gizli, saklanan” kitaptır, Kur’ân’ın Levh-i Mahfuz’daki aslıdır ve ona ancak melekler dokunabilir.... (81-84). Okuma konusu İbn Rüşd konuyu şöyle özetliyor: Bu konuda fıkıhçılar farklı hükümlere vardılar. Çoğunluk cünüp ve hayızlı olanın Kur’ân’ okumasını caiz görmezken bazıları caiz gördüler. İhtilâf sebebi “Hz. Peygamber’in Kur’ân okumasını, cünüplükten başka hiçbir şey engellemezdi” meâlindeki rivayettir. Caizdir diyenlere göre bu rivayet bir şey ifade etmez; Hz. Peygamber “Cünüplük yüzünden okuyamıyorum” demedikçe rivayetten bu sonuç çıkarılamaz; cünüp olduğunda okumamasının başka sebepleri de olabilir. Caiz değildir diyenlere göre bu sözü rivayet eden sahâbî kendiliğinden bunu söyleyemez, bir bilgisi olmalıdır. Çoğunluk hayızlı kadın konusunda da iki gruba ayrılmışlardır. İmam Malik, hayızın uzunca bir müddet sürdüğünü göz önüne alarak “az miktarda okur” derken diğerleri hayızlı ile cünübü birbirinden ayırmamışlardır (31-32). İbn Hazm “Kur’ân’ okumak, tilâvet secdesi, Mushaf’a dokunmak ve Allah’ı anmak; bunların hepsi abdestli olana ve olamayana, cünübe ve hayızlı olana caizdir” diye başlık attıktan sonra genel delilini şöyle açıklıyor: “Bunlar hayırlı işlerdir, teşvik edilmiş, sevap vadedilmiş fiillerdir; bunların bazı hallerde yapılamayacağını söyleyenlerin delil getirmesi (delil ile ispat etmeleri) gerekir”. İbn Hazm karşı tarafın ileri sürdükleri delilleri ise ya sahih olmayan rivayetlerden ibaret oldukları veya hükme delâlet etmedikleri gerekçesiyle reddetmekte, Sahabe ve Tabiûn müctehidlerinden kendi ictihadını destekleyen örneklere de yer vermektedir (77-81). Fıkıhçıların ihtilâf ve ittifak ettikleri hükümleri açıklayan iki kaynaktan konumuz ile ilgili ictihadları aktarmış olduk. Görülüyor ki “kadınların özel hallerinde namaz kılamayacakları ve oruç tutamayacakları” konularında ittifak (icmâ) var; “mescide girme, Kur’ân’a dokunma ve onu okuma, gerekli tavâfı yapma” konularında ise ihtilaf edilmiş; çoğunluk bunları caiz görmemiş ama bazı fıkıh âlimleri caiz görmüşlerdir. İstişare toplantısı kararlarında da söylenen bundan ibarettir… Özel hallerinde kadınları kimse mescide girmeye, Kur’ân okumaya... zorlamıyor; ama bazı kadınlar farklı (caiz diyen) ictihada uyar da bunları yaparlarsa yine kimsenin onları engellemeye, kınamaya, haram işliyorsun demeye hakları olamaz.
..


. ..