..




 

Ambulans geldiğinde sağlık ekipleri müdahale etti. Ancak hastaneye ulaşıldığında adamın kalbi durmuştu. Doktorlar bunun ani gelişen bir kalp krizi olduğunu söyledi. Daha önce de ciddi kalp rahatsızlıkları olduğu dosyasında yer alıyordu. Sabah olduğunda haber aileye ulaştı. Kapıları çalındı. “Başınız sağ olsun… Kalbi dayanamadı.” Aile yıkıldı. İlk anda kızlarının öldüğünü sandılar. Oysa hayatta olan kızlarıydı; hayatını kaybeden damattı. Şok ve suçluluk duygusu birbirine karıştı. Genç kız birkaç gün boyunca konuşamadı. O geceyi tekrar tekrar düşündü. Eğer evlilik baskısı olmasaydı, eğer her şey bu kadar aceleye getirilmeseydi, belki de bu adam o gece yalnız olacak, belki de yine aynı kriz yaşanacaktı. Ama kendini sorumlu hissetmekten alamıyordu. Resmî işlemler tamamlandı. Ölüm raporu açık ve netti: doğal nedenlere bağlı kalp krizi. Herhangi bir darp, zorlanma ya da şüpheli durum yoktu. Hukuki süreçte genç kızın bir kusuru olmadığı belirlendi. Fakat asıl ağır olan mahkeme kararı değil, vicdanın verdiği hükümdü. Aile, borçların kapanmış olmasına rağmen huzur bulamadı. Çünkü bu evlilik bir kurtuluş değil, korkunun sonucuydu. Genç kız bir süre sonra o evden ayrıldı. Mirası reddetti. Kendi hayatını kendi emeğiyle kurmaya karar verdi. Aylar sonra üniversiteye geri döndü. Çalıştı, yarı zamanlı işlerde emek verdi. Zor oldu ama kendi ayakları üzerinde durdu. Ailesi ise bir gerçeği geç de olsa anladı: İnsan hayatı, hiçbir borçtan, hiçbir evden, hiçbir rahatlıktan daha ucuz değildir. O gece gerçekten kalbi duran sadece yaşlı adam değildi. Bir ailenin korkuya teslim olmuş vicdanı da o gece durdu. Ve genç kız şunu öğrendi: Zor zamanlar geçer. Ama yanlış bir kararın gölgesi, insanın ömrü boyunca peşinden gelir..
..


. ..